Cursors




www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws   www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws

Scroll images by bigoo.ws

www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws

Glittery texts by bigoo.ws

sevgiliye hasret kalan gözler - Blogcu

sevgiliye hasret kalan gözler

14/11/2006 - Bir Çavuşun Şehzadeye Aşık Oluşu Öyküsü

Kategori: hikaye

"Ay parçası gibi bir şehzade vardı. Güneş bile onu kıskanmış, avaresi olmuştu. (...) Fitne, nergis gözlerini gece renginde, simsiyah görünce, onların içine dalıp avlanmaya, biniciliğe kalkışırdı. Ne de hoş bir av elde etmişti ya! Dudakları hem baldı, hem şeker. Biri öbüründen, o da bundan daha hoştu, daha tatlıydı. Arılar balına üşüşmüşlerdi de o yüzden şeker kamışı gizli kalmıştı. Dudakları öyle güzeldi ki adeta mercana, akideye benzerdi; inci gibi otuz dişi de bunların arasında parıl parıl parlardı. (...) Yüzünü gören herkes, canı varsa hemen ona peşkeş çekerdi. Bir çavuş, o ay yüzlü güzele aşık oldu. Gönlü şaşkın bir hale geldi, aklı, yolunu kaybetti. Öylesine bir derde düştü ki dermanı yoktu. Çünkü çavuşta, sevgiliye layık bir can yoktu. O dertle bir hayli becelleşti, altüst oldu. Kimsecikler onun halini bilmiyordu."

Öykü çok uzun olduğu için bundan sonraki bölümlerini özetliyoruz:

Çavuş, aşkıyla yanıp kavrulurken, komşu ülkelerden birinin padişahı, o ülkeye savaş açar. Bu savaşa komuta etme görevi şehzadenindir. Çavuş ise olaya çok sevinir ve hemen şehzadenin maiyetinde savaşa katılır. Şehzadeye daha yakındır. Sürekli yüzüne hırsızlama bakmakta, onun yakınında olmanın sevincini yaşamaktadır. Şiddetli bir savaş olur. Şehzadenin ordusu yenilir, herkes kaçar. Ortalıkta bir tek şehzade ile çavuş kalmıştır. İkisi de yakalanır ve zindana atılırlar. Şehzade, çavuşa kendisini tanımadığını söyler ve hangi bölükten olduğunu sorar. Çavuş da onun askeri olduğunu, kendisini çok sevdiğini, savaşta iyice döğüşüp komutanına yararlı olmak istediğini söyler. Şehzade memnun olur. Ve ona iltifatlarda bulunur:

"Yüce şehzade, ona bir hayli iltifatlarda bulundu. Zaten gönlü yanmadaydı çavuşun, bu iltifatlar yüzünden büsbütün tutuştu. Çavuşun gönlü, neşeyle öyle bir hale geldi ki sanki yüzlerce alemin saltanatına nail olmuştu. Gerçi zindandaydı zavallı, ama hiç şikayetçi değildi. Gece gündüz o çocuğun hizmetinde bulunuyor, her an hizmette biraz daha ileri gidiyordu. Bütün gece sabaha dek ayaklarını ovuyor, bütün gün, gönlünü hoş edecek sözler bulup söylüyürdu. O yasemin kokulu dilberle öyle senli benli olmuştu ki bu, sözle tarif edilemez. O gönlü hasta aşık, her gün; Yarabbi, bu murada erişmemeyi, bu aşkı, bu yanışı, sen ziyadeleştir de tek ayrılık olmasın. Sen bu zindandan kurtarma bizi. Bu zindan bana bir cennet ki bir kerpicini bile yüzlerce cennete değişmem, diye dua etmekteydi." Bu arada, Padişah savaşın sonucunu öğrenir, şehzadesinin esir düştüğünü haber alır. Çok üzülür ve diğer padişaha elçi göndererek onunla uzlaşır. Şehzade iade edilir. Ayrıca Padişah kızını da şehzadeye verir. Kırk gün kırk gece düğün yapılır. Fakat bu durum çavuşun hiç hoşuna gitmemiştir. O sıralarda yeni evli olan şehzade de ortalıklarda görünmemekte, çavuş kıskançlık ateşiyle yanmaktadır. Sonunda şehzade tekrar günlük hayata döner ve çavuşu hatırlar. Huzuruna çağırtır:

"Çavuşu huzuruna çağırdı. Çavuş içeri girip selam verince derhal yere yıkıldı, aklı başında gitti. (...) Ta can evinden öyle bir nara attı ki! O yerlere serilen aşıkın aklı başına gelince o tertemiz şehzade sordu: A çavuş, dedi, bu ne hal? İşin feryadü figan. Vücudun kamış kalemin içindeki kıla dönmüş, öyle bir hale gelmişsin ki, hasta mıydın, yoksa bensiz ciğerlerini mi dağlıyordun? Çavuş, ağzını açıp; padişahım, dedi, o zindanda senden haberim bile yoktu benim. Fakat şimdi tam kırk gündür ayrılığını çekiyorum. Kırk gün sonra seni ancak görebildim işte. Gördüm de ne fayda. Binbir tantana içindesin. (...) Ayrılığa düşmemiştim. Vuslatına bir alışmıştım ki, seninleydim hep, hasretine takatim yok! Tekrar zindandaki elbiseleri giyer, bana görünürsen sana talip olabilirim. Fakat şu büründüğün elbisede kalır, saltanat ve hükümdarlık eder durursan, bu koşup köpüren can nasıl kudret bulur da bu saltanatla seni koçabilir, buna imkan var mı? Bu sözü söyleyip ölüm haline geldi. Yüzlerce feryat-figanlarla tertemiz ruhunu teslim etti." 4

İÇİNİZDEN GELEN FISILTILAR (6) :: İÇİNDEN GELEN FISILTIYI YAZ! :: Bağlantı

14/11/2006 - Evlenmek İsteyen Kadın

Kategori: hikaye

 

Hiç bir şey, evlenmek isteyen bir kadın ve susuz kalmış bir deve kadar kararlı olamaz" 

Bir Eskimo Atasözü   
  
Hep kadınlar mı tacize uğrar, hayır bazen erkeklerde tacize uğrar. Size başıma gelmiş bir taciz olayını anlatmak istiyorum. Anlattıklarımın hepsinin doğru olduğuna emin olabilirsiniz.   Evimde mutlu mesut bir şekilde Stephen Hawking'in kitabını okuyor diğer taraftan da evrenin büzülerek mi sona ereceğini yoksa genişleyip sonsuz entropiye erip mi sona ereceğini kafamda tartıp diğer taraftan çay içerken birden cep telefonu çaldı. Allah kahretsin neden kapamadım bu nalet aleti. Bütün güzel ve büyülü zamanları böyle bozuyor. Tam telefonu açacakken kapandı. Ekranda bilmediğim bir numara. Bir de bunlar çıktı, arayıp sizin aramanızı bekleyenler. Neyse insan merak ediyor tabi. Aradım. Karşımda bir kadın sesi çıktı, yanlış numarayı aramış, özür diledi. Bende estağfurullah önemi yok iyi günler dileyip kapadım. Tekrar huzur içinde Stephen Hawking kitabıma döndüm. Her halükarda bir 10 milyar yıl sonra evrenin yok olacağı sonucuna vardığım için oldukça mutluydum. Aradan bir 10 dakika geçmeden bir mesaj geldi (bir de mesaj olayı var yani). Çok nazik ve kibar bir beymişim, sesimden öyle anlaşılıyormuş (beni bir de amerikan beyzbol liginde görse). Ben de teşekkür ederim diye bir mesaj gönderdim. Tekrar kitaba döndüm fakat mesajlar Moğol atlıları gibi gelmeye başladı. Ne iş yapıyor muşum? Mühendisim. Evli miyim? Hayır bekarım. Kaç yaşımdayım? 34. Nasıl olurda şimdiye kadar hiç evlenmedim. Kısmet. Doğru mu söylüyorum. Evet niye yalan söyleyeyim ki? (belli bir yaşta olup da bekar olmak sanırım çok garipsenen bir şey yurdum insanı tarafından). Ben bu mesaj trafiğinden sıkıldığım için Pazar günü bir kahve içmeye gidelim dedim. Hayatımda kimseler yoktu, neden bir kahve olmasındı. Belki de hoş bir kadındı. Bir kahveden ne çıkar ki iki tane içerseniz uykunuz kaçar ama. Kabul etti. 

Buluşmamıza kadar geçen günlerde sürekli olarak bana gerçekten evli olup olmadığımı ya da dul olup olmadığımı soruyordu. Namusumla bu kadar ilgilenene bu hatuna bir şaka yapmaya karar verdim ve bir yalan attım. Evet evlenmiştim. Karım üç yıl önce kanserden ölmüştü (trajedi) ve ben kızımla birlikte yaşıyordum (bu resimdeki melek yüzlü kadın kim baba, o senin annen yavrum şeklindeki repliklerle mutlu bir şekilde yaşayıp gidiyorduk sevgili kızımla) (Ediz Hun tripleri).   Aman Allahım. Sezon sonu indirim yapan mağazaya doluşan kadınlar gibi, bir anda cep telefonuma küfürler yağmaya başladı. Bir kadının küfür arşivi bu kadar geniş olabilir mi? Annemin ve rahmetli babaannemin hatırını iyice bir sordu. Hah dedim. İşte seviyeni belli ettin hadi bye.   Kurtulduğumu zannediyordum. Ama nerdeeeeee! Ertesi gün mesajlar başladı. Aslında çok sinirlenmiş bana bir şans daha vermek istiyormuş (iyi de şans isteyen kim? Bir şans daha olsun diye sorduğumu hatırlamıyorum), gazetelerin ekstra kuponları gibi şans vermeler sürekli artıyordu. Hayır diyorum, buluşmak istemiyorum. Yok istiyor muşum da kendim bilmiyor muşum? (bu da çok iyi). Her gün 10-15 tane mesaj hayatımı cehenneme çevirdi. Bu işkence neredeyse bir hafta sürdü.  

 

Allahım insan görmediği bir adama bu kadar tacizde bulunabilir mi? Ben çirkin değilim tamam, ama yakışıklı hiç değilim (fakat editörden kat, kat çekici bir erkek olduğum su götürmez) beni bu kadar çekici kılan ne? Ayrıca yüzümü bile görmedi. Sanırım şu iki kelime her şeyi açıklıyordu: Bekar. Mühendis. Kendimi bir av gibi hissettim. Kadınlara hak veriyorum, bu gerçekten berbat bir duygu.   Pazar günü bisikletle deli turumu yapıp eve dönerken (oldukça keyifli bir turdu, iki köpek kovaladı ve bir tane çukurdan zor kurtuldum) yine bir mesaj. Yok kaçarım yoktu. İlla buluşacaktım ve illaki bu hatunla evlenecektim. Yoksa bana dünyayı dar edecekti. Tamam dedim. Buluşalım. Şu saatte şurada ol. Eve gittim. Hemen bir duş alıp arabaya atladım. Tarif ettiği gibi biri çıktı, ama çok güzel hiç değildi. İdare ederle güzel arasında bir şeydi. Çok sevdiğim güzel bir cafe'ye gittik. Özür dilemesini falan beklerken ellerime baktı ve neden tırnaklarımın uzun olduğunu sordu, erkek hiç tırnak uzatır mıymış? Ya, gitar çalıyorum, bak sol elimde tırnağın t'si yok. Yok, erkek dediğin Kadir İnanır gibi olacakmış. O sert erkekten hoşlanırmış. Ya biz yumuşak erkek miyiz? Bizim de kendimize göre sert yanlarımız var, en azından bir tanesi garanti. 

Yok, yok olmayacak. Kafamdaki 666 yazısından kan sızmaya başladı (iyi bir korku filim sekansı olabilir).   İçimden allaaaahhhhhhhhhhhh dedim. Tutmayın beni, daş yok mu daş? Yoktu etrafta daş yoktu. Sevimlice gülümsedim ve neden kahve içmiyorsun, ben iyi fal bakarım dedim. Hiç bir kadın fala hayır demez. O da tamam dedi. Ben oldukça güzel bir fal baktım. Meslek sırlarımı size sonra anlatırım. Kadın şaşırdı. Nasıl oluyor da böyle güzel fal bakıyorsun dedi.   İşte beklediğim soru buydu. Şey dedim, çekinerek. Gizli bir sırrımı açar gibi. Ben cinliyim dedim. Kadın ürktü ama meraklandı? Nasıl? diye sordu merakla. Valla ben de bilmiyordum. Ablam için hocaya gittiğimizde başlarında erkek olarak ben de vardım fakat hoca beni görünce oracıkta bayıldı (meğer hocayı bayıltan cinmiş). Meğer ben cinliymişim. Bir dişi cin bana aşıkmış 10 yıldır (Allahım, vahşi bir çekiciliğim var dişi cinler bile bana aşık). Hem de deliler gibi ve çok kıskançmış. Bu kadar şanslı olmamın sebebi oymuş. Ama hangi kadına ilgi duysam o kadının başına belalar getiriyormuş. Zaten bir sevgilim benimle çıkar çıkmaz arabasıyla takla attı, bir diğerinin babası iflas etti, hasta olan hala hastanede yatıyor. Şimdi anladın mı neden evlenmediği mi? dedim bir kader kurbanı olarak.  

Kadın bana çekinerek baktı. Ben birden durdum, "- Aman tanrım o burada, o burada, sana zarar vermesini istemiyorum çabuk benimle birlikte dua oku" dedim ve ellerimi açıp lüks cafenin içinde dua okumaya başladım. Kadın hiç tereddütsüz beni takip etti. İkimiz huşu içinde dua etmeye başladık. Duayı bitirip havaya üflediğimde güvenli bir alan oluşturmuştum. Kadın da aynısını yaptı. Etraftakiler ve garson kızlar bize garip, garip bakıyordu. Hiç önemli değil. İntikam baldan tatlıymış.   Kadın bana çekinerek "üniversitede çok okuyup okumadığımı sordu" (sanırım bu adam sıyırmış dedi içinden). Evet dedim çok okudum. Gizli ilimlerde oldukça yol aldım. 

Neyse sonra onu evine bırakmayı teklif ettim. Kabul etti. Arabaya biner binmez bir gaz, bir fren, bir sollama bir sağlama içi dışına çıktı. İnerken "hep böyle sert mi araba kullanırsın diye sordu " bende , "erkeğin yataktaki ve direksiyon başındaki davranışı aynıdır" dedim sırıtarak. "Eğer geceleyin içine sıkıntı basarsa bil ki odur, seni rahatsız etmek istiyordur. Dua oku öyle yat!" diye ekledim.   

"

Bir daha hiç aramadı.  

Mehmet Emin Arı

 

İÇİNİZDEN GELEN FISILTILAR (1) :: İÇİNDEN GELEN FISILTIYI YAZ! :: Bağlantı

16/7/2006 -

elçim seni çok özledim

 

elin canım arkadaşım az kaldı tam şu illet hastalıktan kurtuldum derken geri yakama yapıştı hepinizi çok seviyorum arkadaşlar bir süre daha aranızda olmayacağım ELÇİ KIZDAN SEVGİLER.....

İÇİNİZDEN GELEN FISILTILAR (11) :: İÇİNDEN GELEN FISILTIYI YAZ! :: Bağlantı

11/7/2006 - Romantik Sevgili

Günlerce, gecelerce hep onu düşünmüştüm. O ise beni sadece bir iş arkadaşı olarak görüyordu. Hatta bir seferinde, kız arkadaşıyla kavga etmiş ve bana cep telefonunu uzatarak, onu aramamı ve ikna etmemi rica etti.

Günlerce, gecelerce hep onu düşünmüştüm. O ise beni sadece bir iş arkadaşı olarak görüyordu. Hatta bir seferinde, kız arkadaşıyla kavga etmiş ve bana cep telefonunu uzatarak, onu aramamı ve ikna etmemi rica etti. Göz yaşlarımı içime akıtarak, kıza telefon açıp barğıması için ikna etmeye çalıştım. Sanki tanrı dualarımı duymuştu. Kız hiçbir şekilde barışmaya yanaşmıyordu. Ben üstüme düşeni fazlasıyla yapmıştım.
Aradan birkaç hafta geçmişti. Haldun olanları unutup, eski neşesine kavuşmuştu. Bir akşam saat 22:00 sularında cep telefonuma bir mesaj geldi. Mesajın sahibi Haldun’du. Mesaj şöyleydi.
-Yarın bana son kez yardım etmeni istiyorum. Hayatımın aşkını buldum. Ne olur benimle evlenmesi için onu ikna et.
Bu mesaj beni beynimden vurmuştu. Gün ışıyana kadar yanağımdan süzülen yaşlar yastığımda acı ve unutulması mümkün olmayan bir iz bırakmıştı.
İşe giderken ayaklarım beni geri geri götürüyor, yol bitmesin diye sürekli dua ediyordum. Hayatımda ilk ve son kez aşık olmuştum ve bu aşkı ben kendi ellerimle yok edecektim. Mesaime yarım saat geç gittim. İçeri girer girmez Haldun, bu günün hayatındaki en mutlu gün olduğunu ispatlar gibi neşeli ve bir çocuk gibi heyecanlı yanıma geldi. Ben ise yenilgiyi çoktan kabullenmiştim. Ama sevdiğimin mutluluğu beni teselli ediyordu. Haldun, iyi günler dedikten sonra hemen konuya girdi.
-Yeşim, senin hakkını nasıl ödeyeceğim bilmiyorum. Ama inan çok yüce bir olaya vesile oluyorsun.
Elindeki telefon numarasını bana uzattı. Bu numarayı arayıp, karşı tarafa;
-Haldun seni hayatını paylaşacak kadar çok seviyor. Lütfen onu kırma ve evlilik teklifini kabul et. İnan seni şimdiye kadar kimseyi sevmediği kadar çok seviyor.
Dememi istedi.
Masama;
-Bu emeğinin karşılığı değil ama,
diyerek küçük bir hediye paketi bıraktı. Elimdeki telefon numarasını çevirmeye başladığımda parmaklarımdaki titremeyi görecek diye çok endişelendim. Telefon çalmaya başlamıştı. Birden masamdaki kutudan love story müziğini duydum. Telefon halen kulağımdaydı. Bir yandan da kutuyu açmaya çalışıyordum. Kutuyu açtığımda bir cep telefonu gördüm. Telefonu aldım ve açtım. Haldun bir hamle ile masamdaki iş telefonunu kulağımdan aldı. Ben ise gayri ihtiyari cep telefonunu kulağıma götürmüştüm. Haldun şimdiye kadar duymayı her şeyden çok istediğim, bir kerecik duyduğumda ölmeyi bile kabul edeceğim o cümleleri söylemeye başladı. Ben ise göz yaşlarımı tutamadım ve boynuna sarıldım.

İÇİNİZDEN GELEN FISILTILAR (11) :: İÇİNDEN GELEN FISILTIYI YAZ! :: Bağlantı

11/7/2006 - ayrılık ne biliyormusun???

İÇİNİZDEN GELEN FISILTILAR (3) :: İÇİNDEN GELEN FISILTIYI YAZ! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

ELCİ KIZIN DİYARINA HOŞGELDİNİZ

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
>html>blog layouts

blog layouts

Kategoriler

blog Layouts

blog Layouts

elci kızın Arkadaşları

baykelebek
geceperisi
vatanim
ercan14
gonulcelen
cisil2006
elin
serhendi
mavisevdalar
doucett
tici
saraykoy
gazikemal
sekerkizz
visal
paratoner
hisleringizemi
sevdasiirleri
cetinkayamurat
yildiztozu
opekmezci
mucisiay
fkra
galatasaray12
melisetakil
asriningunlugu
blog Layouts

blog Layouts

yanlizlikbenimadim ACILARPARKI